Yaşam

‘Gerçek prenses’lerin kitabı!

Tante Rosa

‘Gerçek prenses’lerin kitabı!

Hem kutsal hem aşağılık ‘Tante Rosa’

Galiba bir itirafla başlayacağım; çok sevdiğim bu kadının ilk kitaplarından birine hayat veren bir diğer bu ‘kadını’ en sona bırakmam ayıptı. Sevgi Soysal’ın yazıp, büyüttüğü ‘Tante Rosa’dan bahsediyorum. Tatilde başlayıp, ofis yolunda bitirdiğim kitap, genç bir kadın için şahane bir etkilenme. Ya da belki de itirafımı geri almalıyım, aslında tam da Tante Rosa zamanımdayım! Rosa daha çocukluktan başlayan ‘prenses’ olma, prenseslere benzeme hayaliyle yıllar içinde kendi yolunda ‘kendini’ buluyor. Tante Rosa özgür, aklındakini yaşıyor ve biliyorum ki asıl o gerçek bir prenses! (Günümüz ‘prenseslerine’ laf atım) Attığı her adımı, kurulu olan yola –ki bu, bize hiç sorulmamış- eksik ya da fazla gelen, ‘söz dinlemeyen’, içinden geldiği gibi yaşamaya çalışan, kabul etmeyen, istemeyen, reddeden ve bu yüzden başka ya da kötü ilan edilen tüm kadınların özeti Tante Rosa. Yani Türk kadınının bir prototipi diyebiliriz. Sevgi Soysal’ın fazlasıyla kendine özgü diliyle, yer yer alay eden feci şekilde nüktedan haliyle zaman ister kitabın yazıldığı 1968 olsun ister bugün benim yaşadığım 2015 olsun, her dönemin kadınlarına güzel bir selam çakıyor.

ACABA NASIL BİRİYİM?
Birbirine bağlı 12 küçük hikayeyle devam eden kitapta sürekli bir “Acaba ben nasıl biriyim” sorgusu insanı tetikte tutuyor. Elbette bir Tante Rosa değilim ama yukarıda da söz ettiğim gibi bu kitap güçlü bir etkilenme. En azından benim için, umarım bir gün hepimiz için de olur. Tante Rosa, yalnızlığın, tek başınalığın, cesaretin, yıkmanın ve yeniden kurmanın her zaman ‘felaket’ demek olmadığını ya da beraberliğin, yetinmenin, zoraki evliliğin, illaki çocuk doğurmanın her zaman ‘mutluluk’ anlamına gelmediğini ilginç hayatıyla anlatıyor bize. Tabii ki doğrusu herkesin kendi hayatında saklı ama benim Tante Rosa’ya güvenim sonsuz! Çünkü mutluluğun nerden geleceği belli olmaz.

‘AT CAMBAZI’ OLMAK İSTEYEN KIZ
Hikayeye geri dönecek olursak, düşünsenize daha çocukken ‘at cambazı’ olma hayali kuran bir kız Rosa. Ve sonra gördükçe, içine girdikçe yıkılan hayaller bütünü. İnce ve masalsı bu anlatımda Rosa her şeye rağmen her batışta yeniden hayata tutunuyor ve yaşama coşkusunu ‘cin fikirleri’ ve yaratıcılığıyla korumayı başarıyor. Aslında bu tezat gidişat, doğuştan kötü yazılan kaderle eğlenceli bir oyun belki de… Mesela şöyle diyor: “Yeniden başlamaya gücü olmak için, seçim yapmak için… hayır demek, evet demek için, başkaldırmak için soyunulur.”

HİÇBİR İSTEK DİĞERİNDEN SOYLU DEĞİL
Biraz da Sevgi Soysal’dan bahsetmeden önce Rosa’yı son olarak şu özetle kapatıyorum: “Her şey özlenebilir. Her şey tutku konusu olabilir. Her şey aynı ölçüde kutsal ve aynı ölçüde aşağılık olabilir. Tutkular, çevreye göre değişen şeylerdir. Evli kadınlar toplantısında, en temiz pak aile kadını olmaya özenen kadın, orospuların yanında orospu olmayı niçin istemesin? Önemli olan istektir, hiçbir istek diğerinden soylu değildir.”

YAŞASAYDI AŞIK OLURDUK
Şimdi gelelim şahane kadın Sevgi Soysal’a… Her ne kadar ‘feminist’ olarak anılmayı kabul etmese de Türkiye’de ‘feminizm’ olgusuna en içten yaklaşan yazarlardan biridir bence. 12 Mart yazarları arasında gösterilen Soysal’ın, Mümtaz Soysal’la olan nikahı bile hapiste kıyıldı. Hayatının bir bölümünü Almanya’da, bir bölümünü Ankara’da geçiren Soysal’ın başından 3 evlilik geçti ve 3 çocuk sahibi oldu. Ancak Soysal’ın cesaretle dolu hayatı ne yazıkki sadece 40 yıl sürdü. Üzerinde çalıştığı son romanı ‘Hoşgeldin Ölüm’ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976’da İstanbul’da 40 yaşında yaşama veda etti. Biyografisi Erdal Doğan tarafından yazıldı ve 2003’te Everest Yayınları’nın ‘Unutulmayan Kadınlar Serisi’nde ‘Sevgi Soysal: Yaşasaydı Aşık Olurdum’ başlığıyla yayınlandı.

BİR ÇOCUK ‘FİLLİ ANNEYİ’ UNUTUR MU?
Çocuklarıyla çok fazla vakit geçirme fırsatı bulamayan Soysal için şöyle iç burkan bir anı anlatılır: Kanser olduğunu öğrendiğinde o sırada çok küçük olan kızının anılarında yer edebilmek için bir çare düşünmüş ve onunla birlikte Atatürk Orman Çiftliği’ne giderek, hayvanat bahçesindeki filin yanına girebilmek için izin almış. Çocuğun, bir filin yanında duran anneyi asla unutmayacağını düşünerek, kızına böyle harika bir anı bırakmış.

Yazar: Nuriye Doğu

Bir Yorum Bırak