Yaşam

Kaygılı Değilmiş Gibi Yaşamak

PANİK ATAK DEĞİLMİŞ GİBİ !

Hemen hemen herkes hayatının belli bir zamanında bir partinin, önemli bir toplantının, buluşmanın ya da sunumun öncesinde anksiyete ( kaygı) yaşayabilir. Kimi bu durumu  olduğu gibi kabullenir başeder ve devam eder. Kimi için ise bu o kadar da kolay olmaz.

Gerçeklikle etkili bir şekilde baş edebilmenin önemli aşamalarından birinin gerçeği kabullenmek olduğunu biliyoruz. Eğer bir kişi ayağındaki alçıya alınması gereken kırık kemiği kabul etmezse, kendini kötürüm dahi bırakabilir.

Burada bahsettiğim ” kabul etme” nin tam olarak anlamı, hiçbir anlam atfetmeden yorum katmadan, olduğu haliyle etiketlemeden var olduğu şekilde almak.

Varsayalım, kalp atışınızda bir farklılık hissetiniz çarpıntı gibi ve kendinize şöyle dediniz; ”Şu an biraz heyecanlıyım ya da kaygılıyım  ve bu bedenimin heyecanı ifade ediş şekli..”

Ya da şöyle dediniz;” Kalp krizi geçireceğim, öleceğim, bu bir felaket..” heyecanınıza, kaygınıza atfettiğiniz bu olumsuzlukla elbette sıkıntıyı körüklediniz.

Anksiyete ( kaygı) boğazda yumru hissi, bir dizi çarpıntı, sersemlik, şuur bulanıklığı ve terleme gibi bir takım semptomları içerebilir. Sık sık bu semptomlardan endişe eder durursunuz. Ardından bunları bir tehlike ve olması yakın kötü bir şeyin habercisi gibi yorumlarsınız.

Bu daha fazla anksiyete anlamına gelir.

Kendinizi ne kadar çok anksiyeteye kaptırırsanız, semptomlar o kadar çok artış gösterir. Kısa zaman içinde de bu durum döngüsel bir hale gelir. Çünkü semptomlar üzerine haddinden fazla odaklanıyorsunuzdur.

Bir fiziksel semptoma seçici bir şekilde dikkatimizi verirsek bu semptom daha güçlü bir hale gelir. Mesela göz kırpmamıza  dikkatimizi yöneltelim. Daha fazla göz kırpmaya başladığınızı fark edersiniz.

Peki diyelim ki önümüzde bizde kaygı uyandıran bir durum var. Ne yapacağız? Kolay ya da zor olanı seçeriz.

Kısa vadeli açıdan KAÇINMAK cazip gelse de, kaçınmanın uzun vadeli sonuçlarını göz önünde bulundurduğumuzda, kaçtığımız müddetçe onu GÜÇLENDİRECEĞİMİZ gerçektir. Kaçmak anlık rahatlamayı sağlarken, hayatımız boyunca ona bağımlı kalmamızı da sağlar.

Oysa kendinizi anksiyeteye nasıl kaptırdığınızı, o sırada nasıl düşündüğünüzü kendinize sorarak dahi iyi bir başlangıç yapabilirsiniz.

Kaygınıza fazla değer verir, gözünüz de büyütürseniz muhtemelen kendinize bunun dayanılmaz olduğunu söyler ve kaçınma yolunu seçersiniz. Ona değer biçmekten vazgeçin. Onu değerli kılan, gözünüzde bu kadar büyütüp kendinizi baş edemeyeceğinize inandıran düşünceleriniz  bırakın aksın gitsin. Değer biçmeye son verin.

Anksiyöz  (kaygılı) değilmiş gibi davranın.

Neredeyse bütün huzursuzluk biçimlerine gösterdiğiniz dayanıklılığı arttırmayı da öğretebilirsiniz kendinize. Bir tiyatro oyuncusunun, oyununu en iyi şekilde sergilemek için defalarca prova yapması gibi, siz de pratik yaparak, DAYANIKLILIĞINIZI ARTTIRABİLİRSİNİZ.

Konu ne olursa olsun, buna dayanamıyorum, başaramayacağım gibi cümleler yerine, bununla yüzleşmek için yeteri kadar güçlüyüm diyebilirsiniz kendinize. Sadece denemek isterseniz elbette…

Ve en önemli önlemlerden biri de ne olacağıyla, başınıza gelmesinden korktuğunuz en kötü ihtimal arasındaki boşluğu ne tür düşüncelerle doldurduğunuza dikkat edin.

Gerçeklik genelde bizim dostumuzdur, ona çarpık bir görünüm katıp tehlikeli hale getiren bazen sadece bizim düşüncelerimizdir.

SEVGİLERİMLE…

Uzm. Klinik Psikolog  
Yasemin KURÇENLİ  

Bir Yorum Bırak