Yaşam

Üç Türkü Üç Şehir

Havaların ısınmasıyla birlikte seyahat acentelerinin çok sayıda yurt içi tur yaptığını gözlemlemek mümkün. Biz de bugün sizler için yurt içi turların vazgeçilmez duraklarından üç şehrin en sevilen türkülerini tanıttık.

Sivas Türküsü “Sivas Ellerinde Sazım Çalınır” ve Hikayesi

Sivas denince akla gelen başlıca türkülerden biri Selda Bağcan’ın doyumsuz sesinde can bulmuş Sivas’ın Yolları iken bir diğeri de bugüne dek çokça kişinin keyifle seslendirdiği Sivas Ellerinde Sazım Çalınır/Katip Arzuhalim’dir.  Hikayesi bizi derinden etkilediği için bu yazımızda Sivas Ellerinde Sazım Çalınır’ın öyküsünü sizlere aktaracağız. Türkünün hikayesini okuduktan sonra aşağıya bırakacağımız linkten türküyü dinlemeyi unutmayın.
Türkünün Hikayesi
Vaktiyle Sivas’ın Hafik ilçesinin Sofular köyünde halk yoldan çıkma belirtileri göstermeye başlamış. Köyde yaşayan gençlerden Hızır, yaşadığı yerin durumunu beğenmediği için köyü terk ederek Banaz’daki Pir Sultan Abdal’ın yanına varmış ve O’na:
-“Senin, hakkında iyi dileklerde bulunduğun kişiler her geçen gün yükseliyor. Bana da iyi dileklerde bulun; ben de yükseleyim” demiş.
Bu isteği dikkatle dinleyen Pir Sultan Abdal ise Hızır’a:
-“Senin için dua etmesine ederim ama sen bir gün büyük adam olursan gelir beni idam edersin” demiş.
Fakat dediklerine rağmen Pir Sultan başlamış dua etmeye… Dualar karşılığını göstermiş ve Hızır Sivas valisi olmuş. Sonrasında da asla aklından çıkmayan Pir Sultan Abdal’ı huzuruna getirterek O’na büyük bir sofra kurmuş. Pir Sultan, Hızır’ın masasındaki yemeklere baktıktan sonra;
-“İyi de bu yemeklere haram karışmış. Tüm bu yemeklerde yetimlerin hakkı var belli ki. Bu yemekleri değil ben köpeklerim bile yemez” demiş.
Hızır bu laflara çok bozulmuş. Fakat Pir Sultan Abdal sözlerine devam etmiş:
-“İstersen köpeklerimi çağıralım ve yiyip yemeyeceklerine bakalım” demiş.
Sonrasında da aynı Pir Sultan Abdal’ın isteğindeki gibi köpekler gelmiş. Önlerine öncelikle Hızır’ın yemeklerinden konmuş ve köpekler yemekleri koklamış sonrasında da yemeden uzaklaşmışlar. Hemen ardından da başka yemeklerle dolu bir tepsi köpeklerin önüne gelmiş. Köpekler yine tepsiye yaklaşarak koklamış ve sonrasında da iştahla yemeye başlamışlar. Bu duruma çok sinirlenen Hızır; Pir Sultan Abdal’ı Toprakkale’ye hapsettirmiş.
Sonrasında aradan geçen zamanda siniri geçen Hızır Paşa, Pir Sultan Abdal’ı yine huzuruna davet ettirmiş ve O’na demiş ki:
-“Yine düşündüğünü düşünmeye devam et. Fakat padişah kullarının yanında içinde Şah’a övgü geçmeyen bir deyiş söyle ki seni affedeyim” demiş.
Sonrasında da Pir Sultan Abdal’a bir saz getirtmiş ve ayrıca da söyleyeceklerini kaydetmesi için bir de katip çağırılmış. Pir Sultan Abdal, sazı eline alıp;
“Kadılar müftüler fetva yazarsa,
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan…” diyerek Sivas Ellerinde Sazım Çalınır’ı söylemeye başlamış. Sonrasında da Hızır, Pir Sultan Abdal’ın asılmasını emretmiş.
Türkünün hikayesi böyledir. Pir Sultan Abdal’ın doğru bildiği yoldan asla şaşmamasını anlatan türkü aynı zamanda Sivas’ın sembollerinden de biridir. Türküyü bugüne dek birçok kişi seslendirse de; Selda Bağcan’ın yorumunun bıraktığı tadın başka olduğunu söylemek mümkündür.

Sivas’ı merak ediyorsanız “İç Anadolu’da Gezilecek Yerler: Sivas’ın Hobbit Evleri” yazımızı da okumanızı öneririz.

Erzincan Türküsü “Keklik Gibi Kanadımı Süzemedim” ve Hikayesi

Erzincan şehrinin en acıklı türkülerinden Keklik Gibi Kanadımı Süzemedim’in esasında bir ağıt olduğunu türkünün sözlerini okuyarak bile anlamak mümkündür. Hikayesini okuduğunuzda da anlayacağınız gibi bu türkü “kayıplara” odaklanan oldukça duygulu bir eserdir.
Türkünün Hikayesi
Türküde anlatılan kişi geçmişte Erzincan’ın Çadırkaya (eski adıyla Pekeriç) köyünün muhtarlık seçimini kazanan Mehmet Bey’dir. Mehmet Bey, köyündeki muhtarlık seçimini hakkıyla kazandıktan sonra; ailesiyle birlikte eski muhtarın adamları tarafından öldürülmüştür ve bu olay Erzincan çevresinde oldukça büyük yankı uyandırmıştır. Türkünün yazılması ise Aşık Nihani’nin Erzincan’a gelerek yaşanan üzücü olayı Mehmet Bey’in kayınbiraderinden dinlemesiyle olmuştur. Yaşanılan üzücü olay Aşık Nihani’nin satırlarıyla adeta bir ağıt olmuştur ve bu ağıt günümüze dek birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir. Biz de aşağıya dinlemeniz için türkünün Melek Mosso tarafından yorumlanmış halini ekleyeceğiz.

Elazığ Türküsü “Mamoş” ve Hikayesi

Elazığ’ın ünlü türküsü Mamoş da içeriğimize konu olan diğer türküler gibi bugüne dek birçok kişi tarafından yorumlanmış bir türküdür. Acıklı bir hikayeye sahip bu türkü de sadece Elazığ yöresinde bilinmekle kalmaz; Türkiye’deki çoğu kişi tarafından bilinmektedir.
Türkünün Hikayesi
Elazığ’da yaşayan Bekir Hoca; genç ve güzel bir kadınla evlenmiştir. Kendisi çok namuslu ve olgun bir adam olan Bekir Hoca’nın karısı ise gençliğin getirdiği ruh haliyle toydur. Bekir Hoca’nın mahallesinde oturan zengin bir ailenin oğlu Mamoş’a (Mehmet) abayı yakan karısı; Mehmet’ten de karşılık görmüştür ve ikilinin aşkı mahallelinin arasında duyulmaya başlanmıştır. Hatta en sonunda Bekir Hoca’nın da kulağına gitmiştir. Bunu duyan Bekir Hoca eşinin ne yapacağını denemek için bir gün, gece Harput’ta kalmaya gideceğini söylemiştir. Bunu duyan eşi de eve Mamoş’u davet etmiştir ve yasak aşıklar keyifli vakit geçirmeye başlamıştır. Mehmet ve Bekir Hoca’nın eşi aralarındaki tutkuya esir düşmüşken eve gelen Bekir Hoca, eşiyle Mamoş’un gülüşmelerini duyduktan sonra çok sinirlenmiş ve Mamoş’la eşini öldürmüştür. Sonrasında da gidip adalete teslim olmuştur. Mahkeme tarafından seçilen heyetin incelemelerinin ardından beraat eden Bekir Hoca’nın hikayesi Mamoş türküsü ile bugünlere gelmiştir. Bu türküde anlatılan acıklı hikayeyi dinlemek isterseniz aşağıdaki linke tıklayarak türkünün Erkan Oğur yorumunu dinlemenizi öneririz.

Üç şehre ait birer türkünün hikayesini sizlere aktardık. Yalnızca bu anlatımlarımızdan da anlayacağınız gibi bu topraklar hikayelerle, yaşanmışlıklarla dolu… Dileriz bir gün siz de bu yerleri gezebilirsiniz.

Bir Yorum Bırak